Bölüm 3
Diğer tarafta, elindeki kutuya bakan Alexander’ın yüzü karardı: “Charlotte, sakinleşip her şeyi Sabrina’nın üstüne yıkmayı bırakır mısın?”
Yüzü sabırsızlıkla dolu Alexander’ın karşısında Charlotte sakin sakin telefonunu kaldırdı: “Az kalsın unutuyordum. Bu gece oradan oraya koşturmaktan bunu görmeye vaktin olmamıştır, değil mi?”
Alexander ekrana küçümseyen bir bakış attı, sonra ifadesi bir anda dondu.
Ekranda Sabrina’nın en son paylaşımı vardı.
Fotoğrafta en az yüz bin yuan eden, sınırlı sayıda bir marka çanta görünüyordu. Yanında da aynı markanın uyumlu küpeleri vardı; üstüne de kocaman “hediye” etiketi iliştirilmişti.
Alt yazı daha da manidardı: [Onunla alışverişe çıkmanın bedeli! Ama bu hediye beni yaşlı gösteriyor, pek tarzım değil.]
Ekrana bakarken Alexander’ın gözlerinde bir anlık huzursuzluk belirdi.
Charlotte bunu yakaladı, ince ve anlamlı bir gülümsemeyle konuştu: “Ne tesadüf… Benim için özenle seçtiğini söylediğin hediye, onun bedava diye şikâyet ettiği şeyle aynı.”
Charlotte’un alaycı tonunu duyunca Alexander hemen kendine geldi.
Ama suçluluk göstermek yerine, sinirle kaşlarını çattı: “Sabrina senin kız kardeşin! Sana doğum günü hediyesi hazırlamadığımı gördü, iyi niyetle bunu senin için almamı istedi. Niyeti iyiydi—bunda da mı yanlış var?”
“Charlotte, artık şu küçüklüğü bırakır mısın?”
Charlotte’un gözleri buz gibiydi; suçlamalarını tamamen görmezden geldi: “Onunla bir kez alışverişe çıkıp Sabrina’ya yüz binlerce eden çantalar alıyorsun. Ama ben… Senin için kariyerimden vazgeçtim, altı yıl çocuğunu doğurup büyüttüm, gece gündüz hayatım senin etrafında döndü… Bana düşen sadece ‘yanında verilen’ bir şey mi? Ne acınası.”
Alexander sabırsızca yakasını çekiştirdi: “Sabrina yurt dışında saygın bir üniversiteden mezun olmuş genç bir tasarımcı. Elbette en iyisini hak ediyor.”
“Sen ise bütün gün evdesin. Pahalı şeyler alsan bile evde durup tozlanacak. Ne anlamı var?”
Charlotte soğuk bir kahkaha attı: “Anladım. Demek ben hak etmiyorum.”
Artık kopmuş, Alexander’ın acımasızlığını görmüş olsa da Charlotte’un içinin derininde hafif bir sızı geçti.
Altı yıldan fazla… Her şeyini vermişti ve karşılığında duyduğu tek şey şuydu: “Hak etmiyorsun.”
Üstelik Alexander bunu duyunca pişmanlık göstermek bir yana, daha da huysuzlandı: “Charlotte, niye bu kadar büyütüyorsun? Unutma, Sabrina’yla ilgilenmem seninle onun aranı düzeltmek için. Nankörlük etme.”
Charlotte’un gözlerinden inanamazlık geçti.
Yataktan ağır ağır kalktı, gözünü kırpmadan Alexander’a baktı: “Söylediğine göre sana teşekkür etmem gerekiyor, öyle mi? Ama Alexander… Annemin nasıl öldüğünü gerçekten unuttun mu?”
Alexander sanki bir şeyi hatırladı.
Kısa bir tereddütten sonra, sonunda sinirle kutuyu masanın üzerine fırlattı: “Tamam. Tartışacak hâlim yok, çok yoruldum.”
“İstersen al, istemezsen alma.”
Bir sonraki an, arkasına bile bakmadan döndü ve kapıyı tekmeyle kapattı: “Bu gece çalışma odasında uyuyacağım.”
Kutu düzgün durmamıştı. İki kez sallandı, sonra masanın kenarından yuvarlanıp yere düşerek paramparça oldu.
Yerdeki dağınıklığı sessizce izleyen Charlotte hiçbir şey hissetmedi; toplamak için bile kımıldamadı.
Bıraksın öyle kalsın. Her şeyden bıkmıştı.
Çalışma odasında.
Yıkanıp üstünü değiştirdikten sonra bile Alexander’ın öfkesi sönmemişti.
Nesi vardı onun?
Eskiden bu kadar yumuşak, bu kadar anlayışlı, hep onu önceleyen Charlotte… Nasıl oldu da ona tamamen yabancı biri gibi gelmeye başlamıştı?
Eskiden ona değeri birkaç düzine yuanı bile bulmayan küçük bir hediye alsa kadın mutluluktan havalara uçardı. Şimdi neden böyle davranıyordu? Akşam yemekteki o ufak mesele yüzünden hâlâ mı kızgındı?
Alexander sinirle şakaklarını ovdu.
Bu, özür yerine geçsin diye alınmıştı, değil mi?
Bunu bu kadar büyütüp inatla üstüne gitmesi şart mıydı?
Neyse ki Sabrina’yla uğraşmak çok daha kolaydı. Charlotte ne kadar mantıksız olursa olsun Sabrina onunla tartışmaz, Alexander’ın yanında da her seferinde Charlotte’u savunurdu.
O zaman inat edip geri adım atmasaydı da Sabrina’nın yurtdışından dönmesini bekleseydi, hayat şimdi farklı olur muydu?
Boş ver. Zaten Charlotte’la evlenmiş, ondan da bir çocuk yapmıştı. Böyle şeyler düşünmemeliydi.
Charlotte’a gelince… Daha önce yaptığı gibi birkaç gün kendi hâline bırakırdı. Sakinleşince yine her zamanki gibi uslu, uyumlu olurdu.
Pazar sabahı geldi.
Alexander aşağı inerken, Charlotte’u da her zaman yemek masasında duran o besleyici çorbayı da görmeyince şaşırdı.
Normalde Charlotte çoktan masanın başında bekler, onlar kahvaltıya inerken gülümseyerek bakardı.
“Lisa, Bayan Forbes nerede?”
Kahvaltıyı servis eden Lisa hemen cevap verdi: “Bay Forbes, Bayan Forbes bu sabah erkenden dışarı çıktı.”
Alexander’ın kaşı seğirdi, içini bir anda öfke kapladı.
Hâlâ olay mı çıkarıyordu?
Demek ki ona fazla yumuşak davranmıştı.
O zaman bu kez çizgiyi çekecekti; bir daha böyle kolayca naz yapıp trip atamayacağını öğrenecekti.
Tam o sırada Owen, gözlerini ovuşturarak merdivenlerden indi ve söylenmeye başladı: “Baba, annem nerede? Bugün niye beni uyandırmadı?”
Alexander Owen’a eliyle yanına gel işareti yaptı. “Annen dışarı çıktı. Gel kahvaltı et.”
Lisa kahvaltıyı çoktan hazırlamıştı: “Afiyet olsun.”
Normalde kahvaltıyı Charlotte kendi eliyle hazırlar, onların sağlığına ve damak zevkine göre düzenlerdi.
Charlotte olmayınca Lisa kahvaltıyı hazırlamıştı ama Charlotte’un özenle yaptığı, onların zevkine göre pişirdiği yemeklerle kıyaslanamazdı.
O yüzden Owen iki lokma aldıktan sonra itiraz etti: “Baba, ben artık yemek istemiyorum.”
Owen’ın suratını asık görünce Alexander da lokmayı boğazından geçiremedi. Çatal bıçağını bıraktı. “İstemiyorsan yeme. Öğlen seni dışarıda yemeğe götürürüm.”
Owen’ın yüzü aydınlandı: “Yaşasın!”
Sonra kapıya doğru baktı, Charlotte’un ortalıkta olmadığından emin oldu ve yaramaz bir ifadeyle başını kaldırdı: “Baba, Sabrina’yı çağırsak olur mu? Sabrina’yla oynamayı çok istiyorum.”
Owen’ın Sabrina’ya olan açık sevgisini duyunca Alexander’ın dudaklarında hafif bir gülümseme belirdi. “Olur. Birazdan Sabrina’yı ararım.”
Owen sevinçle yukarı koşup üstünü değiştirmeye giderken Alexander’ın bakışları keskinleşti.
İçinden, Charlotte’a, “Bu ev sensiz de döner sanma. Sen olmayınca Owen’la ben daha da rahat ederiz. Bunun pişmanlığını yaşayacaksın,” diye geçirdi.
Biraz sonra çıkmaya hazırlandıklarında Alexander tam Sabrina’yı arayacakken telefonuna bir ödeme bildirimi düştü.
Üç yüz seksen sekiz bin?
Rakam zihnine yerleşince Alexander’ın kaşları hafifçe çatıldı.
Bu, evlendiklerinde Charlotte’a verdiği ek karttı. Ama altı yıldan uzun sürede, normalde tutumlu olan karısı tek seferde üç bin yuanın üstünde neredeyse hiç harcama yapmamıştı.
Üç yüz seksen sekiz bin, Alexander’ın gözünde bir şey değildi. Sonuçta Sabrina’ya dün gece aldığı çanta bile bundan pahalıydı; son altı ayda Sabrina için harcadığı on milyonlar cabasıydı.
Ama tek seferde üç yüz seksen sekiz bin harcayan kişi Charlotte’sa, bu fazlasıyla sıra dışıydı.
Charlotte hep sade yaşamış, epey tutumlu davranmıştı.
Telefonu arka arkaya yeni bildirimlerle titremeye başladı...
