OSUPA

İndir <OSUPA> ücretsiz!

İNDİR

Bölüm 8: Deacon

Bölüm 8: Deacon

Kayden'ın Gözünden

Sahip olduğumuz kısıtlı zamanda elimizden gelen her şeyi yaptık. Revir malzemelerle dolu ve hazır, her şey yerli yerine dizildi. Alexis yemeklerin tam zamanında hazır olmasını sağladı. Sürü evi çadırlarla dolu. Her birinde portatif yataklar ve battaniyeler var. Kimsenin soğuk eylül havasında üşümemesi için her detayı düşündük. Sadece bunların yeterli olmasını umuyorum.

Annem, sürü evindeki odaları üst rütbeliler için ayırmıştı. Ancak o alan bile yeterli olmayacak. Sıcaklık hızla düşüyor. Etrafıma baktığımda, buranın sıcak Karayipler'den ne kadar farklı hissettirdiğini ancak tahmin edebiliyorum. Yine de Gabriel ve babamın telefonda bahsettiği gibi, herkes kalın kıyafetlere bürünmüş ve hazır görünüyor. Marius da benzer bir hazırlık yapmıştı. Nedense bu durum içimde beklemediğim bir kıskançlık kıvılcımı yarattı. Bu hissi hemen üstümden attım, ama kurdum Deacon... o her zamankinden daha heyecanlıydı. Uzun zamandır sessizdi, ama şimdi? Tamamen uyanıktı.

"Vay canına, bakın kim o ilahi varlığıyla bizi onurlandırmaya karar vermiş! Saklanıyordun, değil mi? Gittiğin o karanlık köşelere biraz ara verdin demek!"

Deacon enerjiyle dolup taşıyordu ama benim göğsümde bir sıkışma vardı. Uzun zamandır bu kadar hevesli olmamıştı.

"Birdenbire seni bu kadar heyecanlandıran şey de ne? Yıllardır ortada yoktun." Ne yapmaya çalıştığından emin değildim. Gerçekten bir şeye mi heyecanlanmıştı?

"Çünkü o geliyor! Sonunda! O bizim olacak! Onu seveceğiz! Onu mühürleyeceğiz! Çok uzun zaman oldu!" Sesi neredeyse ilkel bir duyguyla, açlığa benzer bir hisle yoğunlaşmıştı.

Kaşlarımı çattım. "Sen ne saçmalıyorsun? Kim geliyor? Bu bir tür şaka falan mı?"

"O geliyor, Kayden! Eşimiz. Ay Tanrıçası sonunda sözünü tuttu. Biliyorsun, o benim... bizim beklediğimiz kişi. Ve eğer bunu batırırsan, içine edersen yemin ederim, yemin ederim ki çeker giderim." Sesi hırıltılı bir tona dönüştü, bu sesin derinliği beni ürpertmişti.

"Bekle... Ciddi misin?" Şoku üzerimden atmaya çalışarak birkaç kez göz kırptım. "Şu an beni tehdit mi ediyorsun? Dönüşmediğim zamanlar dışında yıllardır beni yok saydıktan sonra hem de? Bu delilik, Deacon."

"EVET, SENİ TEHDİT EDİYORUM. Ve içindeki bir parçanın bunu anlayacak kadar uyanık kaldığını bilmek güzel, Kayden." Gülüşü hafifti ama içinde çarpık, karanlık ve acımasız bir şeyler vardı. "Şaka yapmıyorum. Bunu batırırsan, seni insan bedeninle baş başa bırakırım. Kurdun olmaz. Gücün olmaz. Hiçbir şeyin olmaz."

Midem kasıldı. Söylediklerinin ağırlığı yüzüme bir tokat gibi çarptı. Eğer Deacon gerçekten giderse, gerçekten derin bir uykuya dalarsa, sadece onu kaybetmekle kalmazdım; her şeyimi kaybederdim. Alfa unvanı, her ne kadar bir Beta olsa da Marcus'a geçerdi. Kurdum olmazsa bir alay konusu olurdum. Bu unvana layık olamazdım. Ve o zaman... eşimizi de kaybederdik.

"Gerçekten ciddisin, ha? Ya bunu elime yüzüme bulaştırırsam..." Sesim yavaşça kesildi, göğsümdeki endişe giderek büyüyordu.

Deacon’ın cevabı gecikmedi; sesinde neredeyse ukalaca bir ton vardı. "Anlamıyorsun, değil mi? Bunca yıldır kendimi tuttum, sana yol verdim, o kadınlarla yaşadığın onca saçmalığa göz yumdum. Ama şimdi... Beklediğimiz kişi artık çok yakın. Ve eğer onu incitirsen, eğer her şeyi mahvedersen, yemin ederim ben de seni mahvederim. Anladın mı?"

Mideme kramplar girdi. "Anladım," diye mırıldandım usulca.

"Biliyormuş gibi davranma. Sana şimdiden söylüyorum, onu seveceğiz. Onun üstüne titreyeceğiz. O çok özel, Kayden. Tanrıça onu bizzat bizim için yaratmış olmalı. Ve biz de ona hak ettiği gibi davranacağız."

Sertçe yutkundum ama göğsümdeki huzursuzluğu bir türlü atamıyordum. "Az önce söylediğim hiçbir kahrolası şeyi duymadın, değil mi? Eş Bağı uyum sağlar. Onun yanında olana, onunla tanışana ve ona dokunana kadar neye ihtiyacı olduğunu bilemeyiz."

"Seni duydum, Kayden. Ama sana diyorum ki; biz onu seveceğiz, o da bizi sevecek. Ruh eşimiz bizden korkmaz. O bizim için seçildi." Sesinde zerre kadar şüphe yoktu ama bunun altında yatan o ham duygunun, o yoğun muhtaçlığın titremesini hissedebiliyordum.

"Ama yine de o hikayeleri hepimiz duyduk, değil mi? Reddedilen, aklını yitiren, benliğini kaybeden ruh eşlerinin hikayelerini..." Sorumluluğumun ağırlığı omuzlarıma çökmeye başlamıştı. Bunu elime yüzüme bulaştırma lüksümüz yoktu.

Deacon’ın ses tonu ciddileşti, sesi korkuya benzer bir duyguyla çatallandı. "HAYIR! Bizi reddetmeyecek! Haklısın, Kayden. Kendini kontrol edeceksin. Ben de kendimi kontrol edeceğim. Onu korkutmayacağız. O yas tutuyor, Kayden... O acı çekiyor. Bunu hissedebiliyorum. Ve onun için, ikimiz için de çok üzülüyorum."

Onun için üzülmek mi? Yaşadığı acıyı ve kayıpları gözümde canlandırmaya çalıştım. Başından geçen onca şeyden sonra bize gülerek, neşe içinde gelecek hali yoktu. Bu belirsizlik göğsümü sızlatıyordu. Her şeyi doğru yapmalıydım. Güçlü olmak zorundaydık.

"Anlıyorum. Dikkatli olacağım. Yemin ederim bunu mahvetmeyeceğim." Ama mesele artık sadece ben değildim; mesele bizdik. "Hadi ama, Deacon. Senin o özgüvenine ihtiyacım var dostum. Bu işin altından birlikte kalkacağız."

Deacon bir an sessiz kaldı ama içindeki o sarsılmaz kararlılığı hissedebiliyordum. "Beni pişman etme, Kayden. Bunun için çok uzun zamandır bekledik. Her adımda yanında olacağım, ama onu incitirsen? Onu üzersen yemin ederim sana dünyayı dar ederim, hayal bile edemeyeceğin kadar pişman olursun."

Onun zihnimdeki varlığını devasa bir gölge gibi hissettim; korumacı, baskın ve bugüne kadar fark ettiğimden çok daha tehlikeli bir varlıktı.

Ancak bu tehdide ve aramızdaki gerilime rağmen, sözlerinin ağırlığını tüm hücrelerimde hissediyordum. O sadece içimdeki kurt değildi; o, benim bir parçamdı. Peki ya ruh eşimiz? O geliyordu. Ve ne olursa olsun, biz onun için hazır olacaktık.

Önceki bölüm
Sonraki bölüm