Bölüm 6 Tüketilen
Black, apartmanımın garaj kapısının önünde durunca korku omurgamdan ince bir bıçak gibi yukarı tırmanıyor ve kapı onun için açılıyor.
Burası özel bir garaj. Sadece burada oturanların girebilmesi gerekiyor. İsterse beni her an öldürebilir. Nerede yaşadığımı biliyor ve bir şekilde binama da erişimi var.
Ondan kaçabileceğimi sanmakla kendimi kandırmışım. Yapabileceğim tek şey ailemin evine geri taşınmak. Sonra da ölü adamı ve birini öldürdüğünü gördükten sonra bile bu adamın motorunun arkasına bindiğim gerçeğini anlatmak zorunda kalacağım. Hep dikkatli olan benim, nasıl bu kadar düşüncesizce davrandığımı söyleyeceğim. Babamın gözlerindeki hayal kırıklığını şimdiden görüyorum.
Asansörün önüne park edince isteksizce inmeden önce Black’in karnını bir kez daha sıkıyorum. Kaskı çıkarıp selede bırakıyorum; uzun saçlarım göğüslerimin üzerine dağınıkça dökülüyor. Peşimden geliyor ve ben, bir sonraki hamlesini beklerken nefesimi tutuyorum. Omzumdaki çantayı kaydırıp içinden anahtarlarımı çıkaracağını hiç beklemiyorum.
“Yukarı geliyor musun?” Sesimi tanımıyorum. Ben’le bile hiç böyle arsız bir tonda konuşmamıştım.
Yabancı birini evime davet ediyorum. Belki de gerçekten ölmek istiyorum.
Black cevap vermiyor ama çantamdan anahtarlarımı çıkarıyor. Sonra demetten araba anahtarımı ayırıp cebine atıyor.
“Arabamı mı çalacaksın?” Alkol kesinlikle kanıma işlemiş, beni de cesurlaştırmış; çünkü Black’e iyice yaklaşıyorum. Topuklarım bana azıcık avantaj sağlıyor ama yine de ancak omzuna kadar geliyorum.
Cevap vermiyor; zaten beklemiyorum. Eğer arabam gerçekten çalınırsa aileme anlatmak için süslü bir yalan uydurabilirim. Kesinlikle aklımın mantıklı tarafıyla düşünmediğimi bilmelerine gerek yok.
Sert bedenin ve gizemli siyah kıyafetlerin altında kim olduğunu merak etmek beni çıldırtıyor. Acaba başka bir balet mi? Bu vücudu kesin açıklar. Beni bu kadar çabuk bulmasını da. Belki de başından beri nerede olduğumu biliyordu.
Ama hangi dansçı? İşte bana delice ilgi gösteren ya da uğraşacak kadar hetero olan kimse gelmiyor aklıma.
“Sen kimsin?” diye bir kez daha soruyorum ve ona iyice yaklaşıp kaskı başından çıkarmaya çalışıyorum; bana azap çektiren kurtarıcımın kim olduğuna şöyle bir bakmak için.
Güçlü, eldivenli bir el bileğimi havada yakalıyor, hareketimi durduruyor. Sonra beni sertçe duvara yapıştırıyor; diğer eli, başım çarpmadan önce duvarla buluşuyor.
Zafer kazanmış gibi gülümsüyorum. Canımın yanmasını istemiyor. Demek ki umursuyor. Demek ki beni öldürmeyecek.
“Seni tanıyor muyum?”
Bu dünyada geçirdiğim yirmi beş yılın tamamında nispeten korunaklı yaşadım ve en iyi balerin olmaya öyle odaklandım ki Benedict, birlikte olduğum tek erkek oldu.
Ama Black’in bedeni beni tamamen örttüğünde kalbim göğsümde bu kadar delice şahlanmadı hiç. Nefesim göğsümde kilitlenmiş gibi olmadı hiç; bu adam beni geçen gece meme ucumu okşadığı gibi dokunmazsa ölecekmişim gibi hissetmedim. İçimden içime yandığımı da hiç hissetmedim.
“Benimle yatmak istiyor musun?” Sözler fısıltılı bir davet gibi dökülüyor.
Black’in beni becermesini istiyorum, bir kerecik bile olsa. İçimde bir şey bunun hızlı, sert ve heyecan verici olacağını söylüyor; daha önce yaşadığım hiçbir şeye benzemeyecek.
Sözlerimle birlikte Black’in göğsünden gelen o uğultuyu duymaktan çok hissediyorum ve bir anda siyah elbisemin incecik kumaşı tam ortasından yırtılıveriyor.
Zaten elbise sayılacak bir şey değildi, sütyen de giyememiştim; şimdi onun karşısında neredeyse çıplağım, üstümde sadece bir tanga var. Üstelik o baştan aşağı giyinik. İroniyi kaçırmıyorum.
Gece geç, ama hâlâ otoparkın içindeyiz; biri bizi yakalayabilir. Bu da her şeyi daha da kışkırtıcı yapıyor.
“Beni tam burada becermeni istiyorum.”
Kara Kuğu’ya dönüştüm sanki; bacaklarını ardına kadar açıp tangasını kenara çekerek ıslak dudaklarını ona gösteren bu kız kesinlikle ben değilim. Artık suçu şampanyaya da atamam, çünkü ne yaptığımı gayet iyi biliyorum.
Külotumu kenara ayırıp amımın çıplak dudaklarını araladığımda ve klitorisimde yavaşça daireler çizdiğimde sarhoş değilim. Zevkten dudaklarım aralanıyor, ama gözlerim sabit bir şekilde siyah kaskın maskesinde.
Birden ağzımı eliyle kapatıyor, sonra iki eldivenli parmağını tek hamlede acımasızca içime sokuyor. Avucunun altında çığlık atıyorum; gidecek yerim yok. Yumruklarımda onun deri ceketine tutunmaktan başka çarem kalmıyor, o da beni sert ve hızlı parmaklıyor.
Tam istediğim gibi.
Parmakları, kimsenin ulaşamadığı kadar derine girdikçe bu kadar ıslandığımı sanmıyorum. Başparmağı klitorisimı bulup oradaki sinir yumrusunu, parmakları beni becerdiği hızla ovalayınca aynı anda hem yanıyor hem karıncalanıyor.
Kalçalarım açgözlülükle dönüyor, uyluklarım titriyor; onun acımasızlığına aynı açlıkla karşılık veriyorum.
Daha fazlasını istiyorum. O yanmayı daha çok istiyorum. Sadece parmaklarıyla değil, daha fazlasıyla da içime saplanmasını istiyorum.
Baldırlarımın arkasından elektrik şokları yükseliyor. Kalçalarımı daha da hızlı çeviriyorum; sonunda amım parmaklarının etrafında öyle sıkı kasılıyor ki, orgazmım bedenimi sarsarken kırılacakmışım gibi hissediyorum.
Tüm temkini bir kenara atacak sözler dudaklarımda, ama Black parmaklarını, sanki onu yakmışım gibi içimden çekiyor. Sonra alay edecek kadar etkileyici bir hızla motosikletine atlıyor ve garajdan fırlayıp gidiyor; beni neredeyse çıplak bırakıyor.
Ve çok daha fazlasını ister halde.
