Milyarder Tarafından Sahiplenildi

İndir <Milyarder Tarafından Sahipleni...> ücretsiz!

İNDİR

Bölüm 2

ELIZABETH BAKIŞ AÇISI

Her şey mide bulantısıyla başladı.

Önce sabahları. Sonra öğlen. Sonra yine gece.

Kendime gıda zehirlenmesi dedim. Belki stres. Mide üşütmesi. O olmasın da ne olursa olsun.

Ama içimin derinlerinde bir yerde, biliyordum.

Gecikmiştim.

Bir hafta.

Hayatımda hiç gecikmemiştim.

Ve o gece… Tanrım! O aptal, düşüncesiz gece, o aptal baloda… dikkat etmemiştim. Aklım başımda değildi. Bilmiyordum.

Banyomda oturmuş, dizlerimi göğsüme çekmiş sarılıyordum. Soğuk fayanslar tenime işliyordu. Test lavabonun yanında duruyordu. Hâlâ ters çevrilmiş. Bakmaya kendimi zorlayamıyordum. Daha değil.

Ellerim titriyordu. Boğazım düğüm düğümdü.

“Abartıyorsun,” diye fısıldadım kendime. “Sadece gecikti. Çok stres yaptın.

Hepsi bu.”

Ama buna ben bile inanmıyordum.

Çünkü bedenim artık bana ait değilmiş gibi geliyordu.

Çünkü içgüdülerim çığlık atıyordu.

Testi çevirdim.

İki pembe çizgi.

Ağlamadım. Çığlık atmadım. Nefes bile almadım. Sadece orada oturdum; bütün hayatımın gözümün önünde sessizce çöktüğünü izledim.

Ben şimdi ne yapacağım?

Onun nasıl göründüğünü bile bilmiyorum.

Adını bile. İçimde nasıl hissettirdiği dışında, onunla ilgili tek bir şey bilmiyordum.

O karanlık odada bedeninin benimkine nasıl yaslandığını… düşüncesiz bir kendini bırakma anını. Ellerinin bana nasıl dokunduğunu; fazla hevesli, fazla aceleci. Ve o anda ben de istemiştim—onu istemiştim. Kaçışı istemiştim.

Sanki tek bir gece, omuzlarıma çöken her şeyi silebilirmiş gibi, kendimi isteyerek vermiştim.

Ama şimdi? Şimdi elimde pişmanlıktan başka bir şey yoktu. Bir de utanç. İliğine kemiğine işleyen, her düşünceyi zehirleyen türden bir utanç. Her anlamda bir yabancıyı içeri almıştım ve şimdi bedelini ödüyordum.

Kendimi kullandırmıştım.

Ve bunu yaparak her şeyi mahvetmiştim.

Kapı çalındı. Cevap vermedim.

“Elizabeth!” diye seslendi Jessica. “Aç!”

Lanet olsun.

Testi kaptığım gibi lavabonun altına ittirdim, ama çok geçti.

Kapı gıcırdayarak açıldı.

Jessica kapıda dikiliyordu; kısa bir üst ve tayt giymiş, saçları dağınık bir topuz, gözleri şüpheyle kısılmıştı.

Bakışları önce yere kaydı, sonra benim bembeyaz yüzümü taradı ve dolabın altından görünen beyaz çubuğa takıldı.

“O da ne lan?”

“Hiçbir şey,” dedim, fazla hızlı.

Beni itip geçti, eğildi ve ben durduramadan alıp çekti.

Dudakları aralandı. Gözleri şeytani bir keyifle parladı. “Yok artık.”

“Geri ver onu, Jessica.”

“Hamnilesin.” Sırıtması büyüdü. “Gerçekten hamilesin. Babası kim? Ha dur

—bilmiyorsun, değil mi? Balodaki o rastgele herifti, değil mi?”

Kanım çekildi. “O geceyi kimseye söylemeyeceğim demiştin—”

“Ve söylemedim.” Testi elinde çevirip eğlenir gibi baktı. “Ama şimdi söyleyeceğim.

Babam deliye dönecek. Bittin sen.”

“Jessica, lütfen.”

Bana sanki çöpmüşüm gibi baktı. “Hep kendini benden üstün sanırsın. Sessiz sakin kitaplarınla, acıklı ölü annenle. Üstün değilsin, Lizzie. Hamilesin ve acınacak hâldesin.”

“Yapma,” diye fısıldadım.

Gülümseyerek dışarı çıktı.

Ben de peşinden koridora indim; kalbim kulaklarımda atıyordu. “Jessica, lütfen, ne istersen yaparım. Ona söyleme—lütfen—”

Köşeyi döndü ve çığlık attı:

“Babacık!”

Kalbim ayaklarımın altına indi.

Hayır. Hayır hayır hayır.

Babam çalışma odasından çıktı; gözleri şimdiden kısılmıştı.

“Ne var?” diye sordu, sesi keskin.

Jessica, bir çocuğun kupa getirir gibi kendinden emin bir halde testi havaya kaldırdı.

“Elizabeth hamile.”

Sessizlik.

Boğucu, öldürücü bir sessizlik.

Babamın bakışları Jessica’nın elinden yüzüme kaydı.

“Bu doğru mu?” dedi.

Konuşamadım.

Dudaklarım aralandı ama ses çıkmadı.

Yüzü kızardı. Sonra mora döndü. “Bu. Doğru. mu?”

“Evet,” dedi Jessica benim yerime. “Söylemek istemiyordu. Maskeli balodaki bir adamdanmış.”

Elini kaldırmasıyla tepki vermem bir oldu; yetişemedim.

Tokat yüzümde öyle bir patladı ki gözlerim karardı. Başım yana savruldu, yanağım yanıyor, kulaklarım uğulduyordu.

“Pis sürtük,” diye tısladı.

Geri sendeledim. “Baba—lütfen—”

“Bana öyle deme!” diye bağırdı. “Sen benim kızım falan değilsin!”

Gözlerim yandı. Tokattan değil; aşağılanmadan. Öfkeden. İhanetten.

“Bu aileyi rezil ediyorsun!” diye bağırdı.

“Kim olduğu belli olmayan adamlarla sokak karısı gibi yatıp şimdi de evime piç mi getiriyorsun?”

Yaşlar yanaklarımdan aktı. Tek kelime etmedim.

“Ya basın öğrenirse? Ya yatırımcılarım, kızımın bir baloda tanımadığı birinden hamile kaldığını duyarsa? Sanki ucuz bir orospu gibi!”

“Ben bunu istemedim!” diye bağırdım, sesim çatladı.

Birden durdu.

Sonra merdivenleri işaret etti. “Odana çık.”

Kaskatı kaldım.

“ÇIK!” diye kükredi.

Koştum.

Sonraki yirmi dört saat sis gibi geçti.

Beni odama kilitledi. Yemek yok. Kimseyle konuşmak yok.

Babamın beni kilitlemesi ilk, ikinci ya da üçüncü kez değildi; bazen kilitlemeden önce acımasızca döverdi.

Güneş daha göğe değmemişken kapı çarpılarak açıldı. Babam kapıda duruyordu; çenesi kasılıydı, elinde bir spor çantası vardı.

“Büyükannene gidiyorsun,” dedi, çantayı ayaklarımın dibine fırlatarak. “Bu aileyi rezil etmemeyi öğrenene kadar orada kalacaksın.”

Kalbim hızla çarptı. “Baba—”

“Arabaya bin, Elizabeth. Kendi ettin, kendin buldun.”

Çanta bacaklarıma çarptı. Sessizce alıp elime geçirdim. Merdivenlerden inerken attığım her adım gereğinden fazla yankılanıyordu. Göğsüm sıkıştı ama ağlamadım. Onlara bu zevki tattırmayacaktım.

Dışarıda siyah bir araba bekliyordu. Kimse binmeme yardım etmedi. Kimse yüzüme bakmadı.

Jessica alay etmeye gelmedi. Josephine ortaya çıkıp zehir kusmadı.

Gidişimi izlemeye kimse gelmedi.

İşte bu kadar istenmiyordum.

Bindim; sanki gelecek her şeye karşı beni koruyacakmış gibi çantayı göğsüme bastırdım.

Araba, yirmi yıldır evim dediğim yerden uzaklaşırken arkama bakmadım.

Şehir gözümün önünden akıp giderken alnımı cama dayadım; elim dümdüz karnımın üstündeydi.

Ne yaptığımı bilmiyordum.

Ya da nasıl anne olunacağını.

Ama şunu biliyordum: Artık yapayalnızdım.

Önceki bölüm
Sonraki bölüm