İnsan Eşi

İndir <İnsan Eşi> ücretsiz!

İNDİR

Bölüm 3 Kanıt

Ivy’nin Bakış Açısı

Aklımı kaçırıyordum.

Elimde kalan tek açıklama buydu. Diğerlerini çoktan eleyip durmuştum — yorgunluk, stres, yarı uykulu bir hâl, stresten kaynaklı bir halüsinasyon, aslında hiçbir şey olmayan bir tehdidi öyle sanınca tetiklenen bir kopma anı.

Evden çıkıp NYU’ya yürüdüğüm süre boyunca akla yatkın her psikolojik açıklamayı denedim, ama hiçbirinin ucu bir yere bağlanmıyordu.

Çünkü ara sokaktaki duvardaki izler gerçekti.

Bu sabah geri gittim. Neden yaptım bilmiyorum. Belki de hayal ettiğimi kanıtlamam gerekiyordu — o sarı gözleri, o siyah kürkü, bacaklarımı boşaltan o sesi. Aynı yolu yine yürüdüm, elimde kahve, çenemi sıkmıştım ve gördüğüm şeye hiçbir şekilde hazır değildim.

Geçidin sol tarafındaki tuğla çatlamıştı. Bir hayvan yapabilir bunu. Ufalanma değil. Eski bir hasar değil. Taze. Ancak büyük bir şey duvara sertçe çarptığında oluşacak türden bir kırık.

Yerde de izler vardı. Derin izler. Betona oyulmuş, zihnimin durmadan pençe izi demeye çalıştığı; sonra da bildiğim hiçbir şey böyle iz bırakmaz diye reddettiği bir desen.

Adını koyabildiğim hiçbir şey. Uzun süre orada dikildim, duvara baka baka. Sonra bir fotoğraf çektim ve her şey normalmiş gibi kampüse yürüdüm.

Değildi.

Davranış psikolojisi dersimin en arkasına oturdum ve öndeki slayta tek kelime okumadan baktım. Etrafımda doksan öğrenci not yazıyor, koltuklarında kıpırdanıyor, birbirine fısıldıyordu. Arkadan üçüncü sıradaki kızın sessizce dağıldığını hiçbiri bilmiyordu.

Görünmez olmanın tarafı buydu. Boğulurken kimse fark etmezdi. Yirmi yıldır kendimi görünmez kılmaya çalışmıştım. Şu an buna seviniyordum.

Bir hayvandı, dedim kendime yine. Büyük bir hayvan. Köpekler büyük olabilir. Korktun. Olduğundan daha büyük göründü.

Tuğladaki çatlak apaçık ortadaydı. Uzun. Derin. Tek bir noktadan yayılıyordu; bir şey sert ve hızlı çarptığında hasar öyle yayılır. O duvara ne çarptıysa, bildiğim her şeyden daha büyük bir güçle çarpmıştı.

Yerdeki izlere yakınlaştırdım.

Yakından daha beterdi. Dört çizgi. Derin. Eşit. Zihnimin bir yere oturtmaya çalıştığı bir düzen. Hayvan davranışları dersinde öğrendiklerimi düşündüm, ama hiçbirine uymuyordu. Aklımın durmadan verdiği cevap ise hiç mantıklı değildi.

Ders biterken ve öğrenciler çıkmaya başlarken telefonum titredi. Bilinmeyen numara.

Ekrana baktım. Çalmasına izin verdim. İki kez. Üç kez. Dördüncüde açtım. Açmazsam pişman olacağımı söyleyen bir şey vardı içimde.

“Alo?”

Sessizlik. Boş bir sessizlik değil — dolu. Birinin orada olduğu, bir sonraki cümleyi seçtiği türden. O tür sessizliğin içinde büyümüştüm. İyi bilirdim. Sonra bir ses. Alçak. Sakin. Alan istemeyen bir ses. Sadece alırdı.

“Sinclair Hanım.”

Ensemdeki tüyler diken diken oldu.

“Sen kimsin?”

“Sizinle konuşması gereken biri.” Bir duraklama. “Dün gece hakkında.”

Ayağa kalkmaya karar vermeden ayağa kalkmıştım bile. Sandalyem amfinin zemininde geri sürtündü; boş salonda ses fazla yüksek çıktı.

“Ne dediğini bilmiyorum.”

“Bu sabah ara sokağa geri gittiniz.” Soru değildi. Sakin ve kesin bir ifade. “Fotoğraf çektiniz.”

Yüzümden kan çekildi.

Beni izlemişti. Bu sabah. O geçitte çatlamış tuğlaya ve pençe izlerine bakarken, beni görecek kadar yakındı. Telefonumu çıkarışımı izleyecek kadar yakındı. Bilecek kadar yakındı.

Bir aydır içimde taşıdığım his, göğsümde bir anda yarıldı.

Paranoya değil, dedi içimde bir parça; net ve keskin. Asla paranoya değil. Hep gerçek.

“Sen kimsin?” Sesim sakindi. Nasıl olduğunu ben de bilmiyordum.

“Soruları olan biri.” Bir duraklama daha. Bu kez daha kısa. “Ve cevapları. İsterseniz.”

Telefonu tuttuğum elim bembeyaz kesilmişti.

“Nerede?” dediğimi duydum.

Bir anlık sessizlik.

“Başını kaldır.”

Amfinin girişine baktım. Kapıda bir adam duruyordu. Uzun boylu. Koyu renk bir palto. Tehlikeli hissettiren bir hareketsizlikle duruyordu — rahat değil, gevşemiş değil, kontrollü. Gözleri boş salonun öbür ucundan benimkilerle buluştu ve içimden, açıklayamadığım bir şey geçti.

İmkânsız, korkunç bir şekilde — tanıdıklık gibi.

Telefonu kulağından indirdi. Ben de indirdim. İkimiz de kıpırdamadık.

“Merhaba, Sinclair Hanım,” dedi alçak sesle.

Ve içgüdülerimin tamamıyla şunu biliyordum: Hayatımda hiçbir şey bir daha asla eskisi gibi olmayacaktı.

Önceki bölüm
Sonraki bölüm